Anlamlı Ölçüm Olmadan Strateji Yönetimi Mümkün mü?
Stratejilerin başarısız olmasının pek çok sebebi olabilir, ama en önemli nedenlerinden biri şudur:
Hedefler net ve ölçülebilir değildir.
Birçok organizasyonda liderler ilham verici ve iddialı stratejik hedefler belirler.
Ancak bu hedeflere ulaşılıp ulaşılmadığını gösterecek ve doğrulayacak güçlü ve anlamlı ölçümler (performans göstergeleri, KPI’lar) olmadığında ortaya çıkan tablo genellikle şudur:
Zayıf ve stratejiden kopuk onlarca KPI
Kanıt sanılan aktivite listeleri
Öncelikler üzerine bitmeyen tartışmalar
Değer yaratmayan dashboard’lar
Sonuç:
Kulağa hoş gelen ama hayata geçemeyen stratejiler.
Etkili Strateji Yönetimi İçin Sonuç Odaklı Hedefler
Stratejiyi başarıyla hayata geçirmek için önce şunu netleştirmemiz gerekir:
Hangi sonucu elde etmek istiyoruz?
Organizasyon olarak hangi etkiyi yaratmak istiyoruz?
Ancak bu şekilde KPI’lar aktiviteleri değil, gerçek sonuçları ölçebilir.
Aktivite ve Sonuç Arasındaki Fark
Aktivite örnekleri:
Yeni ürün çıkarmak
Eğitim düzenlemek
Kampanya başlatmak
Sonuç örnekleri:
X pazarda pazar payını artırmak
Müşteri memnuniyetini yükseltmek
Tekrar satın alma oranını artırmak
Bu netlik, ölçüm sistemini tamamen değiştirir.
KPI’lar Sonuçların Kanıtı Olmalıdır
KPI’lar sadece raporlama aracı değildir.
Stratejik hedeflere ulaşıldığının kanıtı olacak şekilde tasarlanmalıdır.
İyi tasarlanmış ölçümler şunları gösterir:
İyileştirme çalışmaları işe yarıyor mu?
Hedeflere doğru ilerliyor muyuz?
Performansta gerçek bir değişim var mı?
Bu sayede:
Strateji, soyut bir doküman olmaktan çıkar
Öncelikler netleşir
Kritik odak alanları görünür olur
Anlamlı Ölçümler Performansı Nasıl Artırır?
Zayıf KPI’lar:
Motivasyonu düşürür
Güvensizlik yaratır
“Rapor üretmek için rapor” kültürü oluşturur
Ama hedeflenen sonuçların doğrudan kanıtı olan ölçümler:
Ortak bir başarı dili oluşturur
Takımları iyileştirmeye teşvik eder
Yorum yerine veriye dayalı karar almayı sağlar
Stratejinin Başarılı Olması için Sahiplenme Çok Önemli
Mesele sadece doğru KPI seçmekle ilgili değil.
Stratejilerin başarılı olması için, ölçümün bir organizasyonda nasıl kullanıldığı da en az neyin ölçüldüğü kadar kritik.
Sahiplenilen bir ölçüm sistemi için ölçümlerin birer yargılama aracı değil, öğrenme aracı olarak konumlanması gerekiyor.
Ölçümü ceza veya ödül için kullanmaktan vazgeçip öğrenme ve gelişim aracına dönüştürmek lazım.
Ayrıca çalışanlar ölçümlerin tasarımına mutlaka dahil edilmeli. Çünkü sürecin parçası olmak:
Sahiplenmeyi artırır
Katılımı güçlendirir
KPI Yönetimi Yazılım Değil, Metodoloji İşidir
Anlamlı ölçüm sistemi oluşturmak:
Yeni bir yazılım almak
Şık dashboard’lar tasarlamak
Yılda bir stratejik plan hazırlamak
değildir!
Gerçek çözüm şunları içerir:
Net, ölçülebilir ve sonuç bazlı hedef cümleleri yazmak, acımasızca önceliklendirmek
Stratejiyi birimlere, ekiplere, süreçlere, anlamlı sebep-sonuç ilişkileri ile kırmak
Her öncelikli hedef için, hedefe ulaşıldığını kanıtlayacak güçlü ve uygulanabilir ölçümler belirlemek (performans göstergeleri, KPI’lar)
KPI’ları performansın doğru yorumlanmasını sağlayacak teknikler (Akıllı Grafikler) ile düzenli periyotlarla takip etmek
Süreç problemlerini ekip olarak birlikte analiz etmek, kök sebepleri belirlemek
Kök sebepleri ortadan kaldıracak aksiyonları seçmek (iyileştirme girişimleri)
Alınan aksiyonların etkisini Akıllı Grafikler ile takip etmek ve doğrulamak
PuMP® gibi kanıtlanmış bir metodoloji – bir ölçüm süreci – bütün bu adımları içerecektir.
Bu yaklaşım sayesinde:
Strateji görünür, odaklı ve ölçülebilir olur
Anlamlı bir şekilde takip edilebilir hale gelir
Ulaşılabilir olur
Kendinize Şu Soruyu Sorun:
Mevcut KPI’larınız, hedeflerinize ulaştığınızı gerçekten kanıtlıyor mu?
Ve hedefler test edilmemiş varsayımlar üzerine kurulduğunda, ne kadar stratejik görünürlerse görünsünler, tahminden ibaret olurlar.
Bu yüzden hedeflerin çoğu şöyle belirlenir:
“X” KPI’ını %10 artırmak
“Y” KPI’ını %20 azaltmak
PuMP yaklaşımı bu alışkanlığa şu soruyla meydan okur:
Herhangi bir hedef belirlemeden önce, mevcut performansın ne olduğunu gerçekten biliyor muyuz?
Önce Performansı Ölç, Güncel Durumu Anla
Performans rastgele değişmez.
Güncel durumu ve değişim noktalarını doğru bir şekilde ölçmemiz gerekir ki performansı doğru yorumlayıp, doğru öncelikleri belirleyip doğru kararlar alabilelim — ve Akıllı Grafikler (XmR grafikleri)verinin bize anlatmak istediğini net biçimde görmemizi sağlar:
Stabil bir düzen, sayılar belli bir aralık içinde dalgalansa bile sistemin aslında değişmediğini gösterir.
İyileşme sinyali, yaptığımız bir şeyin performansa gerçekten etki ettiğini gösterir.
Kötüleşme sinyali, yeni bir kısıtı ya da ortaya çıkan bir problemi işaret eder.
Kaotik (kontrolsüz) düzen, yüksek seviyede değişkenliği (varyansı) gösterir — farklı sebepleri olabilse de, büyük olasılıkla süreçlerin kontrol altında olmadığının işaretidir.
Bu paternleri anlamadan yeni hedefler koymak, nerede durduğunu bilmeden harita çizmeye benzer.
Yeni Hedef Değerleri Belirlemeden Önce Şu Soruları Sorun:
1. Bu yıl hangi ölçümlerimizde (KPI’larımızda) gerçek iyileşme sinyalleri gördük?
Hangi inisiyatifler performansa gerçekten olumlu etki etti?
Daha fazla iyileştirmeye ihtiyaç var mı?
2. Hangi ölçümler (KPI’lar), harcadığımız onca çabaya rağmen yerinde saydı?
Buna hangi kısıtlar veya problemler neden oldu?
Bir sonraki adımda ne yapacağız?
3. Hangi ölçümler (KPI’lar) kötüleşti?
Buna hangi kısıtlar veya problemler neden oldu?
Bir sonraki adımda ne yapacağız?
4. Hangi ölçümler (KPI’lar) bize anlamlı hiçbir şey söylemedi?
Gerekliyse, bunları nasıl daha anlamlı hale getirebiliriz veya değiştirebiliriz?
5. Sistemimizin gerçek kapasitesi hakkında ne öğrendik?
Çünkü öğrenmeden belirlenen hedefler, hedef değildir —
plan gibi görünen temennilerdir.
Yeni Yıl İçin Önemli Bir Zihniyet Değişimi
Yeni yıla hedef değerleri belirleyerek başlamayın.
Netlikle başlayın.
Performansın güncel durumu ve değişim noktaları (performans sinyalleri), sistemin gerçekte neyi yapabildiğini ve hangi alanlara odaklanmanız gerektiğini size söylesin.
Bunu doğru yapmamızı sağlayacak tek araç Akıllı Grafikler’dir (XmR grafikleri). Çünkü Akıllı grafikler ile verideki değişkenliği doğru bir şekilde ölçebiliriz. Performansı tek bir ölçüm değeri ile değil, sahip olduğu düzen ve zaman içindeki değişimleri ile birlikte yorumlayabiliriz. Bu yüzden hemen şimdi, verilerinize birer Akıllı Grafik ile bakmayı deneyin.
Sonra hedefleri; güncel durumdan beslenerek belirleyin.
En güçlü hedefler, en iddialı olanlar değildir.
Doğru bilgiden beslenen ve kanıta dayalı olanlardır.
KPI (Key Performance Indicator) konusu Türkiye’de de dünyada da en çok aranan ve en çok yanlış anlaşılan ölçüm kavramlarından biri.
Google’da “KPI nedir” veya “KPI nasıl seçilir” diye arattığınızda pek çok farklı tanım, model ve yaklaşım görüyorsunuz. Sorun şu:
KPI için yapılmış o kadar çok farklı tanım var ki, aynı organizasyon içinde bile herkes KPI’dan farklı bir şey anlayabiliyor.
Bu da kurumsal performans yönetimi süreçlerini hem karmaşıklaştırıyor hem de etkisiz hale getiriyor.
Tam da bu noktada, performans ölçümüne yalın bir yaklaşım getiren PuMP metodolojisi ve Stacey Barr’ın çalışmaları devreye giriyor. Tüm karmaşık jargonları ortadan kaldırıp KPI terminolojisini daha anlaşılır, daha uygulanabilir ve daha tutarlı hale getiriyor.
Bu yazıda, KPI terminolojisindeki karmaşanın nedenlerini,
neden tek bir doğru olmadığını,ve organizasyonunuzda tutarlı bir KPI dili oluşturmak için nasıl bir yaklaşım benimseyebileceğinizi anlatıyorum.
KPI Terminolojisindeki Sorunun Kaynağı
Ölçüm literatürüne baktığımızda, KPI ile ilgili onlarca farklı tanım görüyoruz.
Örneğin KPI bazı kaynaklarda:
stratejik hedefleri izleyen ölçümler olarak,
bazı kaynaklarda kritik süreçlerin başarısını gösteren “öncü göstergeler (lead indicator)” olarak,
bazı kaynaklarda ise yalnızca performansı izlemek için kullanılan herhangi bir metrik olarak tanımlanıyor.
Yani KPI kimi için çok kritik birkaç ölçüm, kimi için tüm performans göstergeleri, kimi için de yalnızca süreç metriklerinden ibaret.
Aynı KPI kavramı, farklı kaynaklarda tamamen farklı anlamlara gelebiliyor.
Bu karışıklık KPI ile sınırlı değil.
Aynı durum şu kavramlar için de geçerli:
metrik
performans göstergesi
hedef
iş sonucu
amaç
KR (key result)
gösterge
Aynı organizasyon içinde bile insanlar farklı şeyler anladığında, KPI sistemi sağlıklı çalışamaz.
Sadelik Neden Önemli?
20 yılı aşkın kariyerini ölçüm, analiz ve performans yönetimine adamış biri olarak, beni PuMP metodolojisine en çok çeken şeylerden biri sadelik oldu.
Stacey Barr’ın yaklaşımı diyor ki:
“Kavramlar basit olmalı ki ölçüm süreci karmaşıklaşmasın.”
Ve bu sadelik terminoloji için de geçerli.
PuMP metodolojisinde KPI gibi farklı anlamlara gelebilecek kavramlar yerine çok daha net bir tanım geçerli. PuMP, yapılan ölçüme “performans ölçümü” diyor ve aşağıdaki gibi tanımlıyor:
“Bir performans sonucunun zaman içerisinde ne ölçüde gerçekleştiğini sayısal olarak gösteren objektif kanıttır.”
(Orijinali: “A quantification that provides objective evidence of the degree to which a performance result is occurring over time.”)
Bu tanım bize üç kritik mesaj veriyor:
KPI bir sayıdır (niceldir).
KPI bir sonucu (veya amacı veya yaratmak istediğimiz etkiyi) ölçer, aktiviteyi değil.
KPI, performansın zaman içindeki davranışını gösterir.
Dolayısıyla bir KPI:
“Bir şey yaptık mı?” sorusunu değil,
“İstediğimiz sonucu gerçekten elde ettik mi?” sorusunu cevaplar.
Organizasyonlar İçin Daha Net Bir KPI Dili Önerisi
Daha sade bir tanımlama için PuMP metodolojisinin önerisi:
Hedef / Amaç / Objective → Performans Sonucu: İyileştirmek veya korumak istediğimiz sonuç)
KPI / Metric / Indicator / KR→ Performans Ölçümü: Bir performans sonucunun zaman içerisinde ne ölçüde gerçekleştiğini sayısal olarak gösteren objektif kanıttır
Sayısal Hedef veya Performans Hedefi (Target): Performans ölçümünün ulaşmasını istediğimiz sayısal değer veya seviye)
Sayısal hedefe ulaşmak için yapacaklarımız → İyileştirme Projeleri veya Çalışmaları / girişimler / inisiyatifler: Hedeflediğimiz sonuca ulaşmak için yaptığımız proje veya çalışma veya değişiklik.
Bu yaklaşımın güzelliği:
✔ Kelime karmaşasını ortadan kaldırıyor
✔ Herkes aynı şeyi anlıyor
✔ Kurumsal performans yönetimi süreçlerini sadeleştiriyor
✔ KPI tartışmalarını gereksiz teknik detaylardan kurtarıyor
Sonuç: Terminoloji Tartışmalarını Bırakıp Anlamlı Ölçüme Odaklanmak Gerek
Hangi terminolojiyi tercih ettiğiniz gerçekten o kadar önemli değil.
Önemli olan:
✔ Organizasyon içinde herkesin aynı terminolojiyi aynı anlamda kullanması
✔ Kavram karmaşasını ortadan kaldırmak
✔ Hedef, KPI ve aksiyonların birbirine karışmadığı net bir ölçüm sistemi kurmak
✔ Ve en önemlisi: ölçümlerin gerçekten anlamlı, uygulanabilir ve karar vermeyi kolaylaştırır yapıda olması
KPI seçmek veya KPI dashboard oluşturmak tek başına kurumsal performans yönetimi değildir.
Kurumsal performans yönetiminde ustalık:
Ulaşmak istediğimiz sonuçlara bağlı, güçlü ve uygulanabilir ölçümler tasarlayabilmekte ve ölçümü hangi amaçlayaptığımızı bilmekte yatar.
Önemli olan, yapılan her ölçümün:
ulaşılmak istenen sonucu kanıtlaması,
karar almayı desteklemesi,
ve organizasyona öğrenme sağlamasıdır.
Terminolojiyi sadeleştirdiğimizde, gereksiz kavramsal tartışmalar yapmak yerine, bizim için önemli olana daha iyi odaklanabiliriz.
Bugün organizasyonunuzda “KPI” dediğiniz ölçümlerin kaçı, gerçekten ulaşmak istediğiniz sonucu kanıta dayalı olarak gösteriyor?
Ve daha önemlisi:
Hangileri sadece raporları dolduruyor, hangileri karar aldırıyor?
Anlamlı ölçmenin merceğinden dönem sonu değerlendirmesi
Yılın sonuna yaklaşırken, çoğu organizasyon artık alışık olduğumuz başarı listelerini hazırlıyor:
✔️ Tamamlanan projeler
✔️ Başlatılan girişimler
✔️ “Çıktıları teslim edilen” kilometre taşları
✔️ Kullanılan bütçeler
✔️ Yapılan aktiviteler
Bu listeler bize kendimizi üretken hissettiriyor.
Ama sonunda şu iki basit soruya içimize sinerek cevap verebiliyor muyuz?
Bu yıl bizim için gerçekten önemli olanı başardık mı?
(Bizim için önemli olan; satışla, karlılıkla, maliyetle, sürdürülebilirlikle, verimlilikle, kaliteyle, veya herhangi bir sürecinizin başarısı ile ilgili olabilir).
Ve başardığımızı nasıl biliyoruz?
Birçok lider için bu sorulara güvenle cevap vermek, olması gerekenden daha zor.
Bunun sebebi ekiplerin yeterince çalışmaması değil — takip ettiğimiz, raporladığımız ve kutladığımız şeylerin çoğu, aslında sonuçların gerçekten elde edilip edilmediğini ya da performansın iyileşip iyileşmediğini göstermiyor.
Çoğu hedef, yaratmak istediğimiz etkinin ne olduğunu net tanımlamıyor.
Çoğu ölçüm veya KPI, gerçek bir değişimi kanıtlayan veriler sunmuyor.
Ve çoğu zaman, gerçeklerin yerini duygular, hissiyatlar ve varsayımlar alıyor. İnisiyatifleri veya iyileştirme projelerini tamamladığımızda, istediğimiz etkiyi yarattığımızı varsayıyoruz.
Bir Aktivitenin Tamamlanması, Başarı Anlamına Gelmeyebilir
Yoğun çalışmayı ilerleme ile karıştırmak çok kolay.
Ama yanlış yöne doğru daha hızlı koşmak sadece hareket üretir — sonuç değil.
PuMP bize şunu hatırlatır:
Hedefler, yalnızca onları belirlediğimiz için gerçekleşmez.
Ya da birtakım aktiviteleri tamamladığımız için.
Hedeflere ulaştığımızı ancak aşağıdaki durumlarda söyleyebiliriz:
Sonuç üzerinde etkisi olan süreçler kalıcı olarak iyileştirildiğinde
Organizasyonun yetkinliği (organizational capability), belirlediğimiz hedef doğrultusunda gerçekten değiştiğinde (veya başka bir deyişle: hedeflediğimiz etkinin kanıtı olan güçlü KPI’lar, performansın gerçekten kalıcı olarak değiştiğini gösterdiğinde)
Liderler İçin Yıl Sonu Değerlendirme Soruları
Klasik bir gözden geçirme veya “öğrenilmiş dersler” oturumunun ötesine geçerek, yılı netlikle kapatmak isteyen liderlerin kendine sorabileceği beş soru:
Hedeflerimizi, yaratmak istediğimiz etkiyi net ve ölçülebilir şekilde tanımlayacak kadar açık yazmış mıydık?
Takip ettiğimiz ölçümler / KPI’lar, gerçekten ulaşmak istediğimiz sonuçları kanıtlayacak nitelikte miydi?
Bu yıl nerede gerçek bir iyileşme gördük — ve bunu hangi kanıtlar destekliyor?
Hangi hedeflerde hiç değişim olmadı — ve buna hangi sistem kısıtları sebep oldu?
Hangi hedeflerde gerileme oldu — kök nedenleri ve sistemimizdeki kaldıraç noktalarını tespit edebildik mi?
Bu soruların amacı yargılamak değil.
Amacı içgörü yaratmak.
Çünkü organizasyonlar baskıyla değil, öğrenmeyle büyür.
Bir Sonraki Adımda Neler Yapmalıyız?
Stratejinize verebileceğiniz en büyük iki hediye:
1. Netlik ve önceliklendirme (daha büyük hedefler değil, daha fazla hedef hiç değil.) ve
2. Aşağıdaki sistematik yaklaşımı kapsayan bir kurumsal performans yönetim sürecidir:
Sistemdeki problemlerin kök sebeplerini ve kaldıraç noktalarını tespit ettiğimizde performans üzerinde kalıcı etki yaratacak aksiyonları belirleyebiliriz.
Aynı güçlü KPI’ları izleyerek, aldığımız aksiyonların başarısını varsayım yapmadan, gerçekten kanıtlayabiliriz.
Yeni yıla girerken belki de kendimize şu sözü vermek güzel olabilir:
“Daha çok şey yapmaya değil,
Bizim için önemli olanı acımasızca önceliklendirip, daha net hedefler olarak ifade edip, güçlü KPI / ölçümler ile yaptığımız iyileştirmeleri kanıtlamaya odaklanacağız.”
OKR’lar ve KPI’lar… aralarındaki fark ne? Gerçekten hâlâ bunu tartışmaya devam etmeye ihtiyaç var mı?
Bugün sosyal medyada paylaşılan videolarda, paylaşımlarda veya eğitimlerde sıkça OKR ile KPI karşılaştırmaları görüyoruz. Fakat bu karşılaştırmaların çoğu zaman esas noktayı gözden kaçırdığını düşünüyorum:
Ölçüm yapmanın amacı, ya süreçleri veya sistemi iyileştirmek ya da istikrarı korumaktır — kullanılan terminoloji sadece etiket.
PuMP metodolojisinin yaklaşımı tam da bu noktada fark yaratıyor. Terim bolluğu ve terminoloji karmaşasını ortadan kaldırıyor; ölçüm yapmanın özüne odaklanıyor.
Aşağıda bu yaklaşımı adım adım, sade ve uygulanabilir şekilde açıklıyorum.
1. Her organizasyonun hedefleri veya amaçları vardır — PuMP bunlara “performans sonuçları” der.
Bunlar, iyileştirmek istediğiniz şeylerdir; yani stratejinizin odak noktasıdır.
(çünkü şu anda şikâyetler var ve yakın zamanda arttı; bu da müşteri kaybına sebep oluyor).
Bu nedenle ulaşmak istediğimiz performans sonucu (ya da amaç/hedef) şu olabilir:
“Hiç müşteri şikâyeti almayız”.
Sistemlerimizin kesintisiz çalışmasını istiyoruz
(çünkü haftada birçok kez sistem arızası yaşanıyor, bu da operasyonlarımızı aksatıyor, zaman kaybı ve israf yaratıyor).
Bu durumda ulaşmak istediğimiz performans sonucu şu olabilir:
“Sistemlerimiz kesintisiz çalışır”.
Buradaki kritik nokta: Elde etmek istediğimiz sonuçları, yaratmak istediğimiz etkileri yazabilmek. Yapacağımız faaliyetleri değil.
2. Bu sonuçlara ulaşıp ulaşmadığımızı kanıtlayacak güçlü ölçümler tasarlarız.
Bunlar, sonuçların gerçekleştiğini ispatlayacak nicel ve objektif kanıtlardır.
Örneğin:
Aylık müşteri şikâyeti sayısı
Haftalık sistem kesintisi süresinin yüzdesi (haftada toplam çalışma süresinin % kaçında sistem kesintisi yaşanıyor)
Bu adımdaki kritik unsur, ulaşmak istediğimiz sonuca ulaştığımızı kanıtlayacak güçlü ve uygulanabilir ölçümler tasarlamaktır.
3. Mevcut performansı (referans performans) ölçeriz ve gelecekte ulaşmak istediğiniz hedef değerlerini belirleriz.
Örneğin:
Aylık müşteri şikâyeti sayısı şu anda 20 tane (15–25 arasında değişiyor).
Yıl sonuna kadar bunu 10 şikâyete düşürmek istiyoruz.
Haftalık sistem kesintisi oranı şu anda %7 ( %2 – %12 arasında değişiyor).
Bunu 6 ay içinde %3’e indirmek istiyoruz.
Bu adımdaki kritik nokta, mevcut performansı ölçmeden hedef değeri belirlemenin anlamsız olduğunu kavramaktır.
4. Ardından mevcut performansla hedef performans arasındaki farkı kapatmak için aksiyonlar (iyileştirme projeleri, değişiklik inisiyatifleri) seçip uygularız.
Örneğin:
Müşteri ihtiyaçlarını daha iyi anlamak ve ilgili süreçleri yeniden tasarlamak için bir müşteri başarı programı hayata geçirmek
Sistem kesintisine sebep olan en problemli modülleri güncellemek veya yenilemek
İyileştirme çalışmalarının etkisi ölçümler üzerinden kanıtlanır. Tahminle değil, veriyle. Bunun için XmR grafikleri kullanmak, gerçek performans değişimlerini görebilmek için kullanılması gereken en doğru tekniktir.
Sonuçta hayata geçirdiğimiz aksiyonun işe yarayıp yaramadığına bakarız (XmR grafikleri ile-veya Stacey Barr’ın verdiği takma isim ile Akıllı Grafikler-Smart Charts). Eğer yaptığımız çalışma işe yaramışsa, grafik üzerinde bu kendini verdiğimiz hedef yönünde bir değişim sinyali ile gösterecektir.
Eğer grafik üzerinde herhangi bir değişim sinyali görmüyorsak, yapılan çalışma işe yaramamıştır ve dönüp sebep analizini yineleyip farklı bir aksiyon almamız gerekir. Bu yüzden değişimi küçük bir yerde deneyeceğimiz pilot projeler, etkiyi daha kısa sürede görmemizi sağlayacak testler veya kontrollü deneyler her zaman tavsiye ettiğimiz yöntemlerdir.
Ve süreç bu şekilde devam eder. Ta ki, istediğimiz iyileşmeyi sağlayıp bunu ölçerek kanıtlayana kadar.
5. Bazı alanlarda iyileştirmeden ziyade “istikrar” isteriz.
Bu durumlarda yine ölçmek gerekir ama bir iyileştirme hedefi belirlenmez — sadece performansın olduğu seviyede korunup korunmadığı takip edilir.
Örneğin:
Müşterilere hızlı dönüş yapmak istiyorsunuz ve “aylık ortalama yanıt süresini” takip ediyorsunuz.
Mevcut performans: 1 gün (0,5 – 1,5 gün arası değişiyor).
Diyelim ki bu sizin için kabul edilebilir bir süre olsun.
O halde bu ölçümü sadece mevcut performansın korunup korunmadığını görmek için takip edersiniz. Sadece istenmeyen yönde bir sinyal görülürse aksiyon alırsınız. (evet, yine XmR üzerinde)
Bunlar, günlük operasyonların “nabzını” tuttuğunuz alanlardır.
İşte hepsi bu kadar!
Özetle, yaptığınız ölçümler iki amaca hizmet eder:
İyileştirme odağınızın kanıtları,
Günlük işleyişin istikrarının kanıtları.
Bu ayrımı anlamak ve yukarıda tarif ettiğim performans yönetimi bakış açısını benimsemek, OKR-KPI tartışmasını büyük ölçüde çözecektir.
OKR terminolojisine baktığımızda:
“O” (Objective) PuMP terminolojisinde performans sonucuna eşdeğerdir. Yani ulaşmak istediğimiz sonuçların, amaçların sözel ifadesidir.
(Ör: Müşteri şikâyeti almamak)
“KR” (Key Result), Objective’e bağlı ölçümün hedef değerle ifade edilmiş hâlidir.
KR’lar sayısal formüllerden oluşur (bazı kaynaklarda kalitatif KR’lar da olabileceğini görüyorum. Ama nitel verisi olan bir şey ölçüm olamaz, ancak sayısal veriyi destekleyecek bilgi özelliği taşıyabilir. Sadece sayısal ölçümler ile amaca gerçekten ulaşıldığı kanıtlanabilir.)
KPI’lar ise daha çok rutin işleyişin (business-as-usual) performansını izlemek içindir.
Kısacası kavramlar büyük ölçüde örtüşüyor.
Dolayısı ile asıl mesele OKR mi KPI mı seçtiğiniz değil. Hangi terminolojinin kullanıldığının çok da bir önemi yok.
Asıl mesele, “neden” ölçüm yaptığınızı bilmek ve bu kavramları destekleyen güçlü ve anlamlı bir ölçüm metodolojisine sahip olmak.
Arka planda uygulanan bir metodoloji olmadığında OKR sistemlerinde şu problemleri görebiliyoruz:
“Daha iyi iletişim kurmak” gibi net olmayan hedef cümleleri
Hedef olarak yazılmış, “Eğitim vermek, toplantı yapmak” gibi aktivite listeleri
Ulaşılmak istenen sonuç ile güçlü bağı olmayan ölçümler
Doğru tekniklerle izlenmediği için yanıltıcı performans takipleri
OKR’ların başarısızlığı büyük ölçüde ölçüm süreçlerinin yanlış veya eksik oluşundan kaynaklanıyor.
Yani asıl soru, “OKR mı KPI mı?”’dan ziyade, “Bu sistemlerin arkasında sağlam bir metodoloji var mı?”, “İstediğim sonuçlara gerçekten ulaşabiliyor muyum? Bunu kanıtlayabiliyor muyum?” olmalıdır
PuMP metodolojisinin kattığı değer:
İşte PuMP tam da bu konuda fark yaratıyor, çünkü gerçek bir ölçüm süreci içeren dünyadaki tek metodoloji.
Bu metodolojnin çok detaylı “nasıl yapılır” adımları ile OKR’ları uygulanabilir, kanıta dayalı ve pratik hale getirmek mümkün:
✔️ Hedefler nasıl ölçülebilir şekilde ifade edilir?
✔️ Ulaşılmak istenen sonuçların kanıtı olacak anlamlı ve güçlü ölçümler nasıl tasarlanır?
✔️ Topladığımız verilere nasıl güvenebiliriz?
✔️ Performansı doğru tekniklerle (XmR grafikleri) nasıl izlemeliyiz? Gerçek performans değişimlerini nasıl anlarız?
✔️ İyileştirme kararları nasıl kanıta dayandırılır ve hedeflere ulaştığımız nasıl ispatlanır?
Ve günün sonunda, hangi terminolojiyi kullandığınızın çok da önemi yok —
yeter ki:
Herkesin aynı şeyi anladığı net bir terimler sözlüğünüz olsun.
Hangi ölçümü hangi amaçla yaptığınızı bilin ve karşılık verme süreciniz net olsun
Yukarıdaki (1’den 5’e kadar sıraladığım) adımları kapsayan, tanımlı bir metodolojiniz olsun.
Sonuç:
Mesele KPI ve OKR karşılaştırmasında değil.
Mesele, hangi terimi kullanırsanız kullanın, ne için ölçüm yaptığınızı bilmekte ve yaptıklarınızı işe yarar hale getiren bir ölçüm metodolojisi kullanmakta.
Neden ölçüm yapıyorsunuz?
İyileştirmek için mi,
Yoksa mevcut performansın korunmasını izlemek için mi?
Metodolojik bir süreç bunu netleştirir —
ve OKR’larınızın gerçekten hayata geçmesini sağlar.
Ne dersiniz, sizce de terminoloji karmaşına çok fazla takılarak, kanıtlara odaklanmak yerine kurumsal performans yönetimini olması gerekenden daha karmaşık bir hale getirmiyor muyuz?
Kaç kez sadece “kulağa hoş geldiği için” belirlenmiş bir hedef gördünüz?
Burada %10’luk bir azalma, orada %20’lik bir artış… Ancak bu rakamlar gerçeklikle temellendirilmemişse, sadece birer temenniden ibarettir.
Çoğu organizasyon, etkileyici sunumlarda veya stratejik planlarında yer alacak “rastgele hedefler” belirleme tuzağına düşer. Bu hedefler kulağa iddialı gelir, ama süreçlerin gerçekte nasıl işlediğiyle hiçbir bağlantısı yoktur.
Buna ek olarak, performans ölçümü terminolojisinde sıkça karıştırılan ve yanlış kullanıldığında yanlış anlamalara yol açan bazı terimler vardır. En çok karmaşa yaratan üç tanesi şunlardır:
Referans (güncel) performans seviyesi (Performance Baseline)
Hedef değer (Target Value)
Eşik değeri (Threshold Value)
Benzer görünseler de, performansı yönetmek ve iyileştirmek açısından tamamen farklı amaçlara hizmet ederler.
Şimdi bu karışıklığı ortadan kaldırıp, performans yönetimini daha anlamlı ve uygulanabilir hale nasıl getirebileceğimize bakalım.
Ön Koşul: XmR Grafiklerinin Kullanımı
Eğer anlamlı hedefler belirlemek ve bu üç kavramdan en yüksek faydayı elde etmek istiyorsanız, öncelikle performans takibinde XmR grafiği (veya Stacey Barr’ın isimlendirmesi ile Smart Chart (Akıllı Grafik)) kullanmanız gerekir.
Çünkü ancak o zaman performans yönetimi gerçek iyileştirmelere rehberlik edebilir.
XmR grafikleri sayesinde ölçümler, liderlerin güvenebileceği kanıta dayalı araçlara dönüşür.
1. Referans (Güncel) Performans Seviyesi (Performance Baseline)
Referans performans seviyesi, mevcut performans düzeyinin —yani “şu anki durumumuzun”— ölçüsüdür. XmR grafiğiyle istatistiksel olarak hesaplanır ve sürecinizin istatistiksel parmak izi gibidir.
Gösterdiği şey:
Tanımladığınız ölçümün güncel ortalama performans seviyesi,
Bu ortalamanın etrafındaki doğal değişkenlik,
Yani, şu anda nerede olduğumuzdur.
Performans tek bir ölçüm değeri ile açıklanamaz, bizi yanıltır. Performans, ölçüm değerlerinin oluşturduğu düzendir veyapaterndir.
Örnek:
Müşteriye yanıt verme süresi ölçümünün referans performans seviyesi 9 gün ve doğal değişkenlik aralığı 6–12 gün arasındadır.
Bir referans performans seviyesi şu soruya yanıt verir:“Mevcut performans seviyemiz nedir (9 gün) ve eğer herhangi bir performans değişimi olmazsa, müşteriye yanıt verme süresinin gelecekte hangi değerler arasında kalmasını bekleyebiliriz (6-12 gün)?”
2. Hedef Değer (Target Value)
Hedef değeri, değişim yönünü tanımlar. “Nereye ulaşmak istiyoruz?” sorusunun cevabıdır.
Örnek:
Müşteriye yanıt verme süresini 6 güne indirmek istiyoruz. (Çünkü 9 gün müşteri memnuniyetini olumsuz etkileyecek ve şikayetler almamıza sebep olacak kadar uzun bir süre.)
Bu durumda hedef değer, ortalama 9 gün olan mevcut performansın 6 güne düşürülmesidir. Eğer mevcut durumda müşterilere ortalama 9 günde cevap verildiği bilinmiyor olsaydı, makul ve anlamlı bir hedef değer belirlemek mümkün olmayabilirdi.
Hedef belirlerken, bu düşüşün ne zaman gerçekleşmesini beklediğimiz de belirtilmelidir. Çünkü 9 günün 6 güne inmesi kendi kendine olmaz —bir eylem planı gerektirir.
Bu eylem genellikle sürecin yeniden tasarlanması, kullanılan araç ve yöntemlerin değiştirilmesi gibi adımları içerir.
Hedefler, iyileştirme çabalarına odak kazandırır.
Bize şunu söyler:
“Gelecekte olmak istediğimiz yer burası.”
Bizim de şu sorunun cevabını vermemiz gerekir:
“Performansımızın hangi düzeyde olmasını istiyoruz ve ne zaman?”
9 günü 6 güne indirmek için alınacak aksiyon (yapılacak iyileştirme çalışması) ne olacaksa, belli bir süre alması doğal olacağı için, hedef değerine ulaşmak için belirlenecek sürenin de bu aksiyon planı ile uyumlu olması anlamlı olacaktır.
Bu yüzden pilot çalışmalar, kontrollü deneyler, önce küçük bir alanda test etmek gibi faaliyetler, hedeflere daha hızlı ve daha az maliyetle ulaşmayı destekleyecektir.
Hedef belirlemenin aynı zamanda psikolojik ve sosyal boyutları da vardır. Aşağıdaki makaleler bu konuda faydalı olabilir:
Eşik değeri ise, performansın aşmaması veya altına düşmemesi gereken seviyeyi gösterir —çünkü bu eşiğin ötesine geçmek, işletme veya müşteri açısından kabul edilemez sonuçlara yol açacaktır.
Örnek:
Müşteriye yanıt verme süresi 7 günü geçmemelidir.
Eşik değerleri, bugünkü durumu değil, mutlaka korunması gereken minimum (veya maksimum) performans düzeyini ifade eder.
Ama burada yine asla tek bir ölçüm değerine değil, performanstaki düzene (paterne) bakarız.
Amacımız, referans performans seviyesinin belirlenen eşik değerini aşmamasını sağlamaktır. Yani eşik seviyesini aşan her bir ölçüm değeri bizi aksiyon almaya tetiklememelidir. Bu yöntem iyileşme sağlamayacağı gibi ancak sistemdeki düzensizliği (veya kaosu) artıracaktır.
Eğer mevcut referans performans olması gereken eşik seviyesinin dışında kalıyorsa, o zaman eşik değer aynı zamanda bir hedef değeri haline gelir.
Eğer zaten eşik seviyesinin içinde kalıyorsa, o zaman yapılacak şey, performansı düzenli olarak takip etmektir; yalnızca istenmeyen yönde bir değişim olursa müdahale edilir.
Eşik değeri şu soruya yanıt verir:
“Kabul edilebilir en düşük (veya en yüksek) performans nedir?”
Birlikte Nasıl Çalışırlar?
Temel fark şu şekildedir:
Referans performans seviyesi, “Neredeyiz?” sorusunun cevabıdır.
Hedef değeri, “Nereye ulaşmak istiyoruz?” sorusunun cevabıdır.
Eşik değeri, “Aşmamamız gereken sınır nedir?” sorusunun cevabıdır.
Ve işin en güzel yanı şu: XmR grafikleri (Smart Chart) veya ölçümünüzün doğasına uygun herhangi bir kontrol grafiği türüyle bu üç unsuru bir arada ve en anlamlı şekilde kullanabiliriz:
Sürecimizin doğal sınırlarını anlamak için referans performans seviyesini belirleriz.
Mevcut performans seviyesini bildiğimiz için anlamlı hedef değerler belirleyebiliriz.
Belirlenen hedeflere gerçekçi olarak ulaşıp ulaşamayacağımızı öngörebiliriz.
Performansın belirlenen eşik değerleri içinde güvenilir biçimde kalıp kalmadığını izleyebiliriz.
İşte o zaman, stratejik plandaki hedefler “temenni” olmaktan çıkar;
süreçlerimizin gerçek sesine dayanan, gerçekçi taahhütlere dönüşür.
Sonuç: Kanıta Dayalı Performans Yönetimi
Referans performans seviyelerini, hedefleri ve eşikleri doğru şekilde oluşturduğumuzda —ve bunları istatistiksel kanıtla desteklediğimizde—
performansta öngörülebilirliği ve iyileştirmede odaklanmayı sağlayabiliriz.
Böylece strateji sadece kâğıt üzerinde kalmaz, gerçek anlamda uygulanabilir hale gelir.
Son olarak size şu soruyu bırakayım:
Sizin kurumunuzdaki hedefler gerçekliğe mi dayanıyor, yoksa sadece temenniden mi ibaret?Performansı anlamlı bir şekilde yönettiğinizi düşünüyor musunuz?
Recent Comments