
Değişim çoğu organizasyon için en büyük meydan okumalardan biridir.
Çünkü insanlar, değişimin kendileriyle birlikte yapılmadığını, onlara dayatıldığını düşündüklerinde doğal olarak direnç gösterirler.
Bu direnç:
- Stratejik girişimlerin hayata geçmesini zorlaştırır,
- İyileştirme çabalarını “fazladan iş yükü” gibi hissettirir,
- Ve en sonunda, değişim projelerinin aksamasına, beklenen etkileri görememeye ve daha kötüsü stratejilerin raflarda tozlanmasına yol açar.
Peki ya değişim farklı şekilde ele alınsaydı?
Ya ekipler değişimin sahibi olsaydı?
Ekiplerin Sahiplenmesiyle Gerçekleşen Değişim:
PuMP® metodolojisinde değişim süreci tam da bu noktada farklılaşır. Çünkü PuMP, ölçümü yalnızca sayılarla ilgili görmez; ölçümü insan odaklı bir süreç olarak tasarlar.
Bu yaklaşımda:
- Ekipler hedeflerini kendileri yazar.
Yöneticiden gelen soyut cümleler yerine, stratejik seviyedeki hedefleri (veya amaçlar) hangi sonuçlara ulaşarak elde edebilecekleri üzerinde kandileri kafa yorar. Bu çalışma sonrasında stratejiye doğrudan bağlı hedeflerini kendileri belirler, netleştirir ve ölçülebilir hale getirir. Bu çalışma, sahiplenmeyi sağlar. Çünkü sebep-sonuç ilişkilerini sorgulayarak ekip olarak neye odaklanmaları gerektiğini kendileri belirlemiş olurlar.
- Ekipler KPI’larını kendileri tasarlar.
Gösterişli ama anlamsız ölçümler yerine, belirledikleri hedeflere güçlü bir şekilde bağlı ölçümlerini ekipler kendileri tasarlarlar. Formüllerini, kapsamlarını, veri kaynaklarını tanımlayıp kendi ölçümlerini hayata geçirirler.
- İyileştirme projelerini ekipler seçer.
Nerede iyileştirme yapmaya ihtiyaç olduğunu, süreçlerinin aksama noktalarını ve problem alanlarını en iyi onlar bilir; bu yüzden doğru önceliklendirmeler yapılır, gerçekten iyileşme sağlayacak aksiyonlar belirlenir.
- Yarattıkları etkiyi hep birlikte takip ederler.
Ve yarattıkları etkiyi hep birlikte takip ederler — elbette Akıllı Grafikler (XmR grafikleri) ile gerçek hikayelerini okuyarak, performansın gerçekten daha iyiye gidip gitmediğini değişim sinyalleri ile kanıtlayarak yaparlar.
İnsan Odaklı Ölçüm = Kalıcı Değişim
Konu sadece süreç veya iş performansını ölçmekle ilgili değil. Hele de takibi yargılama amaçlı yapmakla hiç ilgili değil.
İşin ruhunda ekip olarak değişimin bir parçası olabilmek yatıyor. Ortak bir amaç için farklı ekipler olarak birlikte çalışmak, performansta bir fark yaratmak ve birlikte bu değişimi kanıtlamak, gerçek bir motivasyon sebebi.
Ölçümler (veya KPI’lar), insan odaklı ve pozitif bir ortamda, sadece öğrenme amacıyla kullanıldıklarında sahipleniliyor ve organizasyonların önünü açan güçlü araçlara dönüşüyorlar.
Dayatma ve yargılama kültürleri ise hiçbir işe yaramayan ölçümlerin havada uçuşmasına, dirence ve toksik davranışlara yol açıyor.
PuMP metodolojisinin en güçlü yanlarından birisi işte bu: ölçüm sürecini insan odaklı kılarak, ölçümü “yapılması gereken bir iş veya yük” olmaktan çıkarıp ekiplerin kendi başarısına giden yol haline getirmek.
Neden Sahiplenme Bu Kadar Kritik?
Çünkü sahiplenme olmadan kalıcı değişim olması çok zor.
İnsan odaklı ve sahiplenilen bir ölçüm süreci:
- Çalışanların motivasyonunu artırır,
- Stratejik hedeflerle günlük iş arasındaki bağı güçlendirir,
- İyileştirme çabalarının gerçekten hayata geçmesini sağlar.
Değişimi yukarıdan aşağıya bir “talimat” olarak dayatmak yerine, aşağıdan yukarıya bir sahiplenme hikâyesine dönüştürür.
Gerçek dönüşüm, insanların sürecin parçası olduğunu hissettiğinde başlar. PuMP, ölçümün gücünü insanların sahiplenmesiyle birleştirerek bu dönüşümü mümkün kılar.
Peki sonuç?
- Daha az direnç,
- Daha çok sahiplenme ve katılım,
- Ve sürdürülebilir stratejik başarı.
Siz de kendi organizasyonunuzda değişim girişimlerinde zorluk yaşıyor musunuz? Bu yazdıklarım yaşadığınız problemlerle örtüşüyor mu?
İnsan odaklı bir ölçüm sürecine sahip olsaydınız sizce neler değişirdi?
Recent Comments